Perakende Günleri'nin 2. günü büyük bir heyecanla oturumuna gittiğim Patricia Field diyordu ki: "SATC'deki en göze çarpan kıyafetleri aldık ve sokaktaki insan için uyarlayarak bir Marks&Spencer koleksiyonu yarattık." Peki biz o dizideki kıyafetlerin hepsinin ünlü markalara ait olduğunu biliyoruz. Demek ki Patricia Field resmen ünlü markaların taklitlerini yapmış ve M&S de buna OK vermiş diye anlıyorum. En güzel örneği de aşağıdaki Prada elbise.


Konuya dönersek başlıktan sandığınız gibi Patricia Field'ın Marks&Spencer için hazırladığı koleksiyonu ne kadar beğenmediğimden bahsetmeyeceğim. Beni hüsrana uğratan bu koleksiyon değil, kendisi.
En iyisi hikayenin başından başlamak. Perakende Günleri'ne katılacağımı sanmıyordum aslında. Ama tam sayfa bir gazete ilanıyla bu düşünce kafamdan uçtu gitti. Oturumların 2. gününde idolüm sandığım insanı dinleme, o ender derecede yaratıcı fikirlerini duyma şansım olacaktı. Patricia Field hepimize iyilik etmek isteyen bir sponsor aracılığıyla Türkiye'ye gelmişti!
Gittik tabii. En ön sıradaki yerimizi aldık ki yanımıza bir kadın oturdu. Patricia! Her gazete ve dergide gördüğünüz ceketi ve içine gri bir mini bir elbise giymişti. Kıyafeti değil ama tarz ve yaklaşımını beğendim. Son 10 yılın en mükemmel styling örneklerini sergilemiş olan birinin doygunluğunu yansıtıyor, "ben kendi kendimin yürüyen vitriniyim" demiyordu. Farklılığını sadece pembe saçları yansıtıyordu.
Her neyse sonra o korkunç oturum başladı. Hayatımda daha kötü planlanmış bir oturum daha gördüğümü hatırlamıyorum. Bir insana bu kadar mı yanlış soru sorulur. Patricia Field'a neden ekonomik gerilemeyle ilgili soru sorarsın? Hiç mi kadınla ilgili araştırma yapmazsın? Bu konularla işi olmadığını bilmezsin? Esas ağırlığı styling olan, meşhur olduktan sonra ticari amaçlarla koleksiyon hazırla(t)mış bir insana niye moda tasarımcısı deyip durursun? Ve tüm bunları yaparken soruları kadıncağıza önden neden göndermezsin? Valla gönderildiyse de Patricia'nın hiç birine göz atmadığı kesin.
Aşağıdaki oturumu okurken bazı şeylere anlam veremeyeceksiniz. Ben de veremedim ama n'apalım bu cevapları verdi. Aradaki bağlantıları kurmak çok zordu.
Moderatör: Bu İstanbul'a ilk gelişiniz mi?
Patricia: Aslında ikinci gelişim. İlki 1999'daydı. Babam İstanbul doğumlu olduğu için her zaman bu kültüre yakın olduğumu hissettim. Burada olmayı, sokaklarında dolaşmayı, insanlarla tanışmayı, gençliği, eğlence hayatını, gece hayatını seviyorum. Kültürel ve sanatsal bir şehir.
M: Nasıl bir hedef kitleye hitap ediyorsunuz?
P: Gençler. Yaşça genç olanlar da, kalbi genç olanlar da.
M: Size göre moda nedir?
P: Ben moda demiyorum. Perakende için kıyafet diyorum. Moda kendini sanatsal açıdan ifade etmenin yollarından biridir. Aynı bir yazar ya da müzisyen gibi. Giyinmeye sanatsal bir yaklaşım. Modadaki yenilikler tasarımcıların moda endüstrisine hediyesidir. Moda, perakende giyim endüstrisi için ilhamdır.
M: Modanın bugünkü ekonomik durumdaki konumuyla ilgili ne düşünüyorsunuz? (İşte en yanlış soru!
P: (Ve işte en alakasız cevap, çünkü Patricia Field'ın ekonomiyle alakası yok. Ve bir sonraki soruda bu tam bir netlik kazanıyor.) Endüstriyel gelişim bu sektördeki herkes için hâlâ devam ediyor biliyorsunuz. Hazır giyimden önce zenginler kıyafetlerini diktirirdi ama parası olmayanlar kendileri dikerdi. Herkesin evinde bir dikiş makinesi vardı. Hayatımızda 100 yıldır hazır giyim olmasına rağmen moda sektöründekilerin teknolojinin nimetlerinden faydalanmayı öğrenmediklerini düşünüyorum. Hâlâ 100 yıl önce yaptığımızı yapıyoruz. Elde dikiyoruz. Bu ucuza üretim yapan ülkeler de bir gün bundan vazgeçecek. Bakalım o zaman ne yapacağız! Doğal kumaşlar bulamadığımızda ne yapacağız?
M: Ekonomik durumla ilgili ne düşünüyorsunuz? Umutlu musunuz?
P: Bu zamanlar ekonomi için farklı zamanlar. Medyanın yarattığı bir paranoya var ama ben her zaman kendi kararlarımı kendim veririm. İnsanların beynini yıkama durumu devam edecektir ya da tamamen sona erecektir.
M: Ekonomik gerilemeyle ilgili ne düşünüyorsunuz? (Patricia Field soruyu doğal olarak hâlâ anlamayıp saçma cevaplar vermeye devam ettiği için moderatör doğrudan ekonomik resesiyon demeyi akıl eder.)
P: Ne gerilemesi? Ekonomide resesiyon mu var? Neden bahsettiğinizi anlamadım...
Buraya kadar oturum salonunun yarısı uykuya dalmıştı bile. Şeytan Prada Giyer, Sex and the City, Ugly Betty gibi yapımlarda bizi büyüleyen kadın boş bir kutuydu adeta. Sorular yanlış olsa bile bu kadının hayattan da mı haberi yoktu kardeşim?!?!?!!
M: Nerelerden ilham alıyorsunuz? (Oh be sonunda kötü ama konuyla alakalı bir soru!)
P: (Patricia da her sanatçı gibi aynı cevabı verdi.) İçimden geliyor. (Eh yine bu cevap Cem Yılmaz'ın "Esprilerinizi nerden buluyorsunuz?" sorusuna cevap vermek için vücudunun arka tarafını göstermesinden daha edepliydi. Ama Cem Yılmaz'ın bu kadar sakil bir soruyu daha iyi cevaplandırdığını düşünmeden edemiyorum.) Bir şey gördüğümde beğeniyorsam muhtemelen o bana ilham olmalıdır.
M: Biraz SATC'den bahsedelim.
P: SATC tahminimden büyük bir olaya dönüştü. Eğlence yaratmak için büyük bir kanvas kumaştı adeta. İnsanlar yaratıcı olunca mutlu olurlar. Bu ne olursa olsun. Çocuk da, olsa fikir de olsa. SATC'nin yakaladığı başarının bana en büyük getirisi dünyanın dört bir yanındaki insanlarla iletişim kurmamı sağlamış olmasıdır. Dünyayı dolaşırken şunu gördüm, SATC insanları diye bir grup var. Milyonların oluşturduğu bir topluluk. Eğer bir SATC kadını gibi hissediyorsanız gruba dahilsiniz. İçinizden ya geliyordur ya gelmiyordur.
M: M&S için yaptığınız koleksiyon nasıl hayat buldu?
P: M&S koleksiyonu SATC'nin imzası haline gelmiş parçaları alıp markanın imajıyla birleştirerek oluşturduğum bir koleksiyon. SATC'den bir kaç kıyafet alalım ve insanlar için uyarlayalım mantığıyla yola çıktık.
Sanıyorum buraya kadar soruların adeta bir listeden sorulduğunu, sohbet havası yaratılamadığını, muhabbetin muhabbet doğuramadığını, moderatörün sorulardan ayrıntılar yakalayıp bu ropörtajı takip edilesi bir sohbete dönüştüremediği anlaşılmıştır.
M: Ugly Betty, SATC'nin tam zıttı gibi bir durumdu. Ondan bahseder misiniz?
P: Bir köşe yazarı şöyle başlık atmıştı ve ilk okuduğumda anlamamıştım ama okuduktan sonra çok haklı olduğunu gördüm ve bu tanımı tüm ropörtajlarımda kullanıyorum: Karanlıkta giyinmek gibi. Bu kızcağız her gün hava kararmadan uyanıyor, öyle giyinip işe gidiyor. Ne giydiğinin farkında değil. Giydiklerini görmeden giyiyor.
M: SATC filminde nasıl bir yol izlediniz? Kıyafetler filmle yarışıyordu adeta.
P: Aslına bakarsanız bazı sahnelerde yönetmen beni uyarıyordu. Kıyafetler o kadar dikkat çekiciydi ki, seyircinin diyaloglara konsantre olması gereken sahnelerde kıyafetlere bakmaktan bu mümkün olmayacaktı. Ama ben dedim ki, bu bir filmse kıyafetleri aşağı çekmeye değil, senaryoyu yukarı çekmeye çalışmalısınız.
M: Size giyinmek neyi ifade ediyor?
P: Giyinmek nasıl hissettiğinizle ve bunu nasıl yansıtmak istediğinizle ilgili bir durumdur. İletişim kurma sanatının bir formudur.
M: İmaj yaratmakla ilgili ne düşünyorsunuz? (Bu soru ne şimdi? Perakende Günleri'nde oturumdayız ya...)
P: (Cevabı dinlemedim bile ama şöyle bir şeyler yuvarladığını duyup yazmışım.) Kültürel bir reklam kutusudur.
Aralarda Obama ve McCain'in eşlerinin giyimiyle ilgili bir soru da soruldu ama onu not almadım bile, artık o kadar işlenmiş bir konu ki! Her dergide okuyor, görüyoruz zaten. Neyse ki Patricia orada esprili yaklaştı ve Cumhuriyetçilerin 2. adamı olan Sarah Palin'le ilgili bir kaç yorum yaparak ne kadar zavallı halde olduğuna göndermeler yaptı. Yola herhangi bir güneyli gibi çıkıp partisinin serüveni boyunca nasıl 150.000$ harcayıp bir şeye benzeyemediğinden bahsetti.
Bu kötü oturumdan sonra aklımdaki yegane soruyu sormak için yanına gittim.
FOSİ: Size iki yöne ayrılan bir sorum var. Ugly Betty'le ilgili. Betty'nin kıyafetleri pazardan alınmış gibi duruyor. Ancak biliyoruz ki hepsi marka parçalar; Chloé'ler, MJ'ler, vb.
İlk sorum markalardan tepki aldınız mı? O şahane kıyafetleri bu kadar çirkin göstermenize tepkileri ne oldu?
İkinci sorum bu diziye styling yaparken yaklaşımınızı farklılaştırmış olmanız gerekir. Yani SATC'yle aynı olması çok mümkün değil. Nasıl o kadar güzel ve sofistike parçalardan oluşan koleksiyonlara bakıp da bu kadar kötü kombinasyonlar yarabildiniz? Motivasyonunuz ne oldu?
P: Markaların tepki göstermesini ben de bekliyordum, beni öldürecekler sanıyordum ama aksine kıyafetlerinin görünüyor olması onlara yettiği için teşekkür edenler bile oldu. İkinci soruya gelince dizinin ilk sezonu NY'de çekildiği için styling'i ben yaptım. Sonra güneye indiler, ben ilgilenmedim. Şimdi yine NY'a döndü ve ben yapıyorum. Betty'nin bir moda dergisinde çalışıyor olmasına rağmen tarzı değişmedi, nedeni ise içinde hâlâ aynı kızı barındırıyor olması.
Bu yazıyı ancak bazı şeylerin büyüsü hiç bozulmamalı diyerek bitirebilirim. Benim Patricia Field'la ilgili hayallerim böyle hüsrana uğradı. Zaten artık bizi büyüleyebilen çok az şey varken ne diye gittim dinledim ki...
Not: Field'ın M&S koleksiyonuyla ilgili fikirlerimi de paylaşmadan bitirilmez bu yazı. Bir çok kişinin aksine ben koleksiyonla ilgili o kadar negatif düşünmüyorum. Çünkü tasarımlardan bazılar hayalini kurduklarımız ancak kaliteli kumaşlarla gerçeğe geçirilmediği için beklenen etkiyi sağlayamadılar. Aslında doğru aksesuarlarla hakettikleri mertebeye ulaşacaklarına inanıyorum. Benim favorim 4 parça var: straplez, vücuda oturan tulum, kırmızı güllerle bezeli siyah elbise, sırtı açık, siyah pullu mini elbise, parlak kumaştan gri mont.