&answerIte< Defile ve moda haberleri/Catwalk and Fashion News - Fashion Out, Style In - Blogcu





GALATAMODA 2009/GALATAFASHION 2009 Talented Turkish Designer'

Öncelikle resimsiz bu yazı için çooook özür diliyorum...yanlışlıkla makinemdeki tüm resimleri silerken Galatamoda resimlerini de uçurdum! :( 


First of all I am truly sorry for a pic-less piece. I accidentally deleted all pics on my camera :(

6-10 Mayıs tarihleri arasındaki Galatamoda'ya Cumartesi günü gittim. Eskilerin eskilerini getirmeye devam ettiğini üzülerek gördüm. Hatta artık Arzu Kaprol, İdil Tarzi ve Bahar Korçan standlarına uğramamaya karar verdim. Bence artık katılmış olmak için katılmaktan vazgeçmeleri gerekiyor. Önem vermeyip her sene aynı ürünü çıkartarak imajlarını zedelemeye başladılar.

I visited Galatamoda on Saturday, which actually lasted May 6-10. Unfortunately, I saw that the pros are still displaying pieces from previous seasons and GalataModa weeks and decided that I should not spend my time to pay visits to Arzu Kaprol, İdil Tarzi and Bahar Korçan stands. They need to stop participating this thing just to be there. When they don't treat it seriously and display the same stuff over and over again it hurts their brand image.

Bunların tersine yeni tasarımcılardan bir çoğu yüzümü güldürdü diyebilirim. Yeni kan, yeni bakışaçıları, yeni tasarım stilleri ne kadar yenileyici oldu anlatamam. Hemen favorimi açıklayayım: Yasemin Özeri. Fotoğrafını çektiğim tek tasarımcı oldu ve şu anda burada fotoğrafı olması gerekiyordu... Yasemin daha çok bu sezonun nötr pastelleriyle çalışmıştı. Gösterişli olmaya çalışmayan, kaliteli pamuktan, sade tünikleri müthiş kullanışlı. Bir iki parçası o kadar sade değildi, özel siparişle yapılan cinsten, biraz Ümit Ünal tasarımlarını andıran bir elbisesi vardı ki...Pembe ve ten rengi tülden, bürümcük taytlarındansa bacaklarına güvenenler mutlaka almalı!
Unlike the pros, the new designers made my time well-spent at the fair. New blood, new POVs, new design styles were a real refreshment. And my favorite was Yasemin Özeri. She was actually the only designer I found worth taking a pic of, which should have been here, if I wasn't stupid. Yasemin worked with the neutral pastels of this season for simple designs that did not "try hard" with high quality cotton. Her tunics were practical but some pieces were not...in a good sense. There was a special order dress a bit like Ümit Ünal designs, but I loved it. And those who trust her legs should definitely get a pair of her pink or nude veil, tulle tights!

Özgür Mansur'un standı favorilerimden oldu diyebilirim. Özgür'ün tarzını merak edenler Midnight Express Bebek'te ve aşağıdaki resimde Doğa Rutkay'ın üstünde tasarımlarını bulabilirler. Özgür'ün diğer "yeni" tasarımcılardan daha hızlı ilerlediğine şahit oluyorum. Nedeni çok açıkmış: Bir pazarlama ve satış uzmanıyla çalışıyor ve bunu kartvizitinde bile belirtiyor. Modanın sadece sanat olduğu hayallerini kuran potansiyel tasarımcılara duyurulur.

Ozgur Mansur's stand was one of my favorites. If you wonder his designs can be found at Midnight Express in Bebek and on Doğa Rutkay on the left. I've been witnessing that Özgür is moving ahead of all the other designers. The answer was clear all along: he is working with a marketing consultant and he even states this on his business card. Those potential designers who think that fashion is nothing but art should follow.  














Beni hayalkırıklığına uğratan tek bir tasarımcı oldu: Deniz Yeğin. Kendisini çok beğenerek takip ediyorum. Kanyon'daki mağazası kapandıktan sonra Nişantaşı'nda açacağı konuşulan mağazasını da bekleye bekleye meyve vermek üzereyim. Trikoya getirdiği yorumu da aksesuarda yarattığı farklılığı da hep kendime yakın buldum. Galatamoda'dan elim boş çıkmayacağım tek stand olur sandığım yerde Deniz'in imzasını taşıyan tek parça göremedim. Vardıysa da imzasını değiştirmiş diyebilirim.

The only designer who disappointed me was Deniz Yeğin. I love her designs. After her store in Kanyon closed, I waited anxiously for the one supposedly be opened in Nişantaşı. I love her interpretations on knitwear and accessories. I thought it would be the only stand I would buy something from but saw nothing resembling of her signature. If there was any, then she surely changed her signature.    

Beni en mutlu eden stand ise Galatasaray Lazy ve Midnight Express'lerden tanıdığım CatzCabaret oldu diyebilirim. Zeynep Erdoğan'ın bugüne kadar rastlamadığım tasarımlarıyla tanıştım. Denemek istedim. Atölyesine gideceğim. Ucundan tütü sarkan atletlerini her yerde gördüğüm Zeynep'in smokine göndermeler yapan bir tasarımları var ki...alın, alın, alın, almalıyım!

There was one stand that made me happy: CatzCabaret by Zeynep Erdoğan, designs of whom I was familiar with from Lazy in Galatasaray and Midnight Express stores. I met her new designs, wanted to try them on, will visit her studio. I saw a lot of her halter tops with attached ballerina skirts, but her collection with tuxedo annunciations was a blast. I want...no I need this jacket!

Strike a Pose! Vogue, Vogue, Vogue...

16 Ocak 2008 tarihli yazımın üstünden 1 yıldan fazla geçmiş...
http://fashionoutstylein.blogcu.com/artik-vogue-turkiye-ciksin-lutfen_6038151.html


...ve dualarım dün itibarıyla gerçekleşmiş.

It's been more than a year since I wrote 

...and my prayers were answered as of yesterday.

Vogue'la ilgili şehir efsaneleri vardır, "Müslüman ülkelerde yayınlanmıyor" derdi bazıları, bazıları da "100.000'den az satacağı ülkelere adımını atmaz" derdi. Şimdi bunlar şehir efsaneleri kategorisinden "doğru bildiğimiz yanlışlar" kategorisine geçti.

There are urban legends about Vogue. Some say "It is not published in Muslim countries", some say "They are not interested in markets, where they can't sell more than 100.000 copies". Now these legends are the wrongs we thought were right.

Aslında Vogue'un Türkiye'de çıkacağı uzun bir süredir dedikodu bazında, gazete köşelerinde yazılıp konuşuluyordu zaten. Hatta uzun zamandır İngiltere Vogue'la flört eden Ece Sükan'ın editörü olacağından bahsediliyordu, belki de genel yayın yönetmeni!...

Actually there have been rumor-based news in columns on Vogue coming to Turkey for some time now. The columns explicitly stated that Ece Sükan, who has been flirting with the English Vogue, was going to be the chief editor.

Eğer olursa Ece'nin bu işi hakkıyla yapacağından eminim. Yine de aklıma güçlü bir ikinci alternatif gelmiyor değil: Melis Pekand. Şu anda NTV'nin moda editörü. Ece Sükan gibi "havalı/ünlü/vs." bir alternatif olmayabilir ancak benim fark yaratarak yapabileceğine inandığım bir isim.

If that happens I'm sure Ece would do a great job. However, I have a secondary alternative in mind: Melis Pekand. NTV's fashion editor. She may not be popular or cool like Ece Sükan, but she is a name I believe can make a difference.

Tarih belli değil ama umarım fazla gecikmez. Yalnız krizde dünyanın en çok satan dergisini Türkiye'de çıkartmak cesaret işi. Adına güvenip bütün tekstil dünyasının ilanlarını toplayacaklarına güvendilerse bilemem tabii. Tek bir dileğim var (mutlu ol yeter) yurtdışı Vogue'lardan kes-yapıştır olmasın...bazı güzel dergilerimiz gibi. Olmasın ama Türkiye'deki malzemeyle de Vogue gibi bir dergi ne ölçüde, ne süreyle doldurulabilir emin değilim. Türkiye'nin moda sektörü onu doldurmaya, hakkıyla doldurmaya yetecek mi göreceğiz. Belki de karşılıklı bir gelişime şahit oluruz. Kes-yapıştır olmasını isteyeceğim tek sayfalar - ki bir dergiyle ilgili bunu söyleyeceğimi hiç düşünmezdim - moda çekimleri. Çünkü Vogue'un çekimleri yeme de yanında yat cinsinden. Onları görmek isteriz. Şimdi de Vogue'u o yüzden almıyor muyuz?

The date is not precise yet but I hope it is in the near future. I find it quite chivalry to issue Vogue in Turkey during the time of crisis. I guess their confidence may sprout from all the guaranteed ads thanks to the Vogue name. I've got only one wish, I hope it's not one of those International Vogues copy and pasted from the US and UK Vogues...like some other magz we've got. Now that I said it I am not sure how you can fulfill a mag like Vogue with the fashion market in Turkey. Maybe we'll witness a mutual improvement. The only pages I would like to be copy-paste - and I never thought I'd say this about a mag - are the fashion shoots. There is nothing like Vogue shoots. We'd like to see those. Don't we devour Vogue for them each month?

Mektubuma burada son verirken :) 16 Ocak 2008 tarihli yazımdaki 2.dileğimi hatırlatmak istiyorum. Demek hayal kurunca gerçekleşiyor, hayal etmek bir işi yapmanın yarısıdır diyerek...Vogue Türkiye'ye gelsin ve ben de moda editörü olayım demiştim. Vogue Türkiye'ye geldi, benim de bir köşem olsun diye ısrar ediyorum.

Buradan Ece'ye ve Melis'e duyurulur. Sanıyorum Forbes maceramdan sonra Vogue çok pek çok yakışır.

As I finish my letter :) I'd like to remind you of my second wish in my January 16th 2008 article, since we realize that dreams come true if you dream that is. I wrote "I wish Vogue came to Turkey and I became its fashion editor." Vogue came to Turkey and I insist to have a page or two in it.

I'd like to announce this to Ece and Melis. I believe Vogue would become me after my adventure at Forbes.

Zuhair Murad sokağa indi/Zuhair Murad on High Street

Sadece gece elbisesi tasarımı yapan tasarımcılar deyince akla ilk gelenler hangileri diye sorsam.../If I asked you to tell me the first names that pop into your mind when I say "designers who do stuff for the night only"...

Elie Saab ve Zuhair Murad dersiniz sanırım.
Keşke Elie olsaydı ama Zuhair de kurtarır diyerekten dikkatinizi belki de çoktan duyduğunuz bir habere çekmek isterim.

I believe you would say Elie Saab and Zuhair Murad. I wish it was Elie however it is Zuhair. You probably have heard the news.

Zuhair Murad, sadece Mango'ya özel bir koleksiyon çalıştı. Hem de aksesuarlarına kadar! Bu yılki mezuniyet balolarında, düğünlerde yok pahasına tasarım tualetler giymek için bulunmaz fırsat.

Zuhair Murad has worked a collection for Mango only. Down to its accessories! Once in a lifetime chance to wear designer dresses to graduation balls and wedding his summer.

Benim favorim kıroluğun sınırlarında dolaşan bu ayakkabı. Tüm koleksiyonun dosyası için Mango'nun sitesini ziyaret etmeniz gerekecek.

My favorite is this kitsch shoe on the verge of a breakdown. For the rest of the collection you will have to visit Mango's site.

Bozulan Büyü: Patricia Field

Perakende Günleri'nin 2. günü büyük bir heyecanla oturumuna gittiğim Patricia Field diyordu ki: "SATC'deki en göze çarpan kıyafetleri aldık ve sokaktaki insan için uyarlayarak bir Marks&Spencer koleksiyonu yarattık." Peki biz o dizideki kıyafetlerin hepsinin ünlü markalara ait olduğunu biliyoruz. Demek ki Patricia Field resmen ünlü markaların taklitlerini yapmış ve M&S de buna OK vermiş diye anlıyorum. En güzel örneği de aşağıdaki Prada elbise.

Konuya dönersek başlıktan sandığınız gibi Patricia Field'ın Marks&Spencer için hazırladığı koleksiyonu ne kadar beğenmediğimden bahsetmeyeceğim. Beni hüsrana uğratan bu koleksiyon değil, kendisi.

En iyisi hikayenin başından başlamak. Perakende Günleri'ne katılacağımı sanmıyordum aslında. Ama tam sayfa bir gazete ilanıyla bu düşünce kafamdan uçtu gitti. Oturumların 2. gününde idolüm sandığım insanı dinleme, o ender derecede yaratıcı fikirlerini duyma şansım olacaktı. Patricia Field hepimize iyilik etmek isteyen bir sponsor aracılığıyla Türkiye'ye gelmişti!

Gittik tabii. En ön sıradaki yerimizi aldık ki yanımıza bir kadın oturdu. Patricia! Her gazete ve dergide gördüğünüz ceketi ve içine gri bir mini bir elbise giymişti. Kıyafeti değil ama tarz ve yaklaşımını beğendim. Son 10 yılın en mükemmel styling örneklerini sergilemiş olan birinin doygunluğunu yansıtıyor, "ben kendi kendimin yürüyen vitriniyim" demiyordu. Farklılığını sadece pembe saçları yansıtıyordu.

Her neyse sonra o korkunç oturum başladı. Hayatımda daha kötü planlanmış bir oturum daha gördüğümü hatırlamıyorum. Bir insana bu kadar mı yanlış soru sorulur. Patricia Field'a neden ekonomik gerilemeyle ilgili soru sorarsın? Hiç mi kadınla ilgili araştırma yapmazsın? Bu konularla işi olmadığını bilmezsin? Esas ağırlığı styling olan, meşhur olduktan sonra ticari amaçlarla koleksiyon hazırla(t)mış bir insana niye moda tasarımcısı deyip durursun? Ve tüm bunları yaparken soruları kadıncağıza önden neden göndermezsin? Valla gönderildiyse de Patricia'nın hiç birine göz atmadığı kesin.

Aşağıdaki oturumu okurken bazı şeylere anlam veremeyeceksiniz. Ben de veremedim ama n'apalım bu cevapları verdi. Aradaki bağlantıları kurmak çok zordu.

Moderatör: Bu İstanbul'a ilk gelişiniz mi?
Patricia: Aslında ikinci gelişim. İlki 1999'daydı. Babam İstanbul doğumlu olduğu için her zaman bu kültüre yakın olduğumu hissettim. Burada olmayı, sokaklarında dolaşmayı, insanlarla tanışmayı, gençliği, eğlence hayatını, gece hayatını seviyorum. Kültürel ve sanatsal bir şehir.
M: Nasıl bir hedef kitleye hitap ediyorsunuz?
P: Gençler. Yaşça genç olanlar da, kalbi genç olanlar da.
M: Size göre moda nedir?
P: Ben moda demiyorum. Perakende için kıyafet diyorum. Moda kendini sanatsal açıdan ifade etmenin yollarından biridir. Aynı bir yazar ya da müzisyen gibi. Giyinmeye sanatsal bir yaklaşım. Modadaki yenilikler tasarımcıların moda endüstrisine hediyesidir. Moda, perakende giyim endüstrisi için ilhamdır.
M: Modanın bugünkü ekonomik durumdaki konumuyla ilgili ne düşünüyorsunuz? (İşte en yanlış soru!
P: (Ve işte en alakasız cevap, çünkü Patricia Field'ın ekonomiyle alakası yok. Ve bir sonraki soruda bu tam bir netlik kazanıyor.) Endüstriyel gelişim bu sektördeki herkes için hâlâ devam ediyor biliyorsunuz. Hazır giyimden önce zenginler kıyafetlerini diktirirdi ama parası olmayanlar kendileri dikerdi. Herkesin evinde bir dikiş makinesi vardı. Hayatımızda 100 yıldır hazır giyim olmasına rağmen moda sektöründekilerin teknolojinin nimetlerinden faydalanmayı öğrenmediklerini düşünüyorum. Hâlâ 100 yıl önce yaptığımızı yapıyoruz. Elde dikiyoruz. Bu ucuza üretim yapan ülkeler de bir gün bundan vazgeçecek. Bakalım o zaman ne yapacağız! Doğal kumaşlar bulamadığımızda ne yapacağız?
M: Ekonomik durumla ilgili ne düşünüyorsunuz? Umutlu musunuz?
P: Bu zamanlar ekonomi için farklı zamanlar. Medyanın yarattığı bir paranoya var ama ben her zaman kendi kararlarımı kendim veririm. İnsanların beynini yıkama durumu devam edecektir ya da tamamen sona erecektir.
M: Ekonomik gerilemeyle ilgili ne düşünüyorsunuz? (Patricia Field soruyu doğal olarak hâlâ anlamayıp saçma cevaplar vermeye devam ettiği için moderatör doğrudan ekonomik resesiyon demeyi akıl eder.)
P: Ne gerilemesi? Ekonomide resesiyon mu var? Neden bahsettiğinizi anlamadım...

Buraya kadar oturum salonunun yarısı uykuya dalmıştı bile. Şeytan Prada Giyer, Sex and the City, Ugly Betty gibi yapımlarda bizi büyüleyen kadın boş bir kutuydu adeta. Sorular yanlış olsa bile bu kadının hayattan da mı haberi yoktu kardeşim?!?!?!!

M: Nerelerden ilham alıyorsunuz? (Oh be sonunda kötü ama konuyla alakalı bir soru!)
P: (Patricia da her sanatçı gibi aynı cevabı verdi.) İçimden geliyor. (Eh yine bu cevap Cem Yılmaz'ın "Esprilerinizi nerden buluyorsunuz?" sorusuna cevap vermek için vücudunun arka tarafını göstermesinden daha edepliydi. Ama Cem Yılmaz'ın bu kadar sakil bir soruyu daha iyi cevaplandırdığını düşünmeden edemiyorum.) Bir şey gördüğümde beğeniyorsam muhtemelen o bana ilham olmalıdır.
M: Biraz SATC'den bahsedelim.
P: SATC tahminimden büyük bir olaya dönüştü. Eğlence yaratmak için büyük bir kanvas kumaştı adeta. İnsanlar yaratıcı olunca mutlu olurlar. Bu ne olursa olsun. Çocuk da, olsa fikir de olsa. SATC'nin yakaladığı başarının bana en büyük getirisi dünyanın dört bir yanındaki insanlarla iletişim kurmamı sağlamış olmasıdır. Dünyayı dolaşırken şunu gördüm, SATC insanları diye bir grup var. Milyonların oluşturduğu bir topluluk. Eğer bir SATC kadını gibi hissediyorsanız gruba dahilsiniz. İçinizden ya geliyordur ya gelmiyordur.
M: M&S için yaptığınız koleksiyon nasıl hayat buldu?
P: M&S koleksiyonu SATC'nin imzası haline gelmiş parçaları alıp markanın imajıyla birleştirerek oluşturduğum bir koleksiyon. SATC'den bir kaç kıyafet alalım ve insanlar için uyarlayalım mantığıyla yola çıktık.

Sanıyorum buraya kadar soruların adeta bir listeden sorulduğunu, sohbet havası yaratılamadığını, muhabbetin muhabbet doğuramadığını, moderatörün sorulardan ayrıntılar yakalayıp bu ropörtajı takip edilesi bir sohbete dönüştüremediği anlaşılmıştır.

M: Ugly Betty, SATC'nin tam zıttı gibi bir durumdu. Ondan bahseder misiniz?
P: Bir köşe yazarı şöyle başlık atmıştı ve ilk okuduğumda anlamamıştım ama okuduktan sonra çok haklı olduğunu gördüm ve bu tanımı tüm ropörtajlarımda kullanıyorum: Karanlıkta giyinmek gibi. Bu kızcağız her gün hava kararmadan uyanıyor, öyle giyinip işe gidiyor. Ne giydiğinin farkında değil. Giydiklerini görmeden giyiyor.
M: SATC filminde nasıl bir yol izlediniz? Kıyafetler filmle yarışıyordu adeta.
P: Aslına bakarsanız bazı sahnelerde yönetmen beni uyarıyordu. Kıyafetler o kadar dikkat çekiciydi ki, seyircinin diyaloglara konsantre olması gereken sahnelerde kıyafetlere bakmaktan bu mümkün olmayacaktı. Ama ben dedim ki, bu bir filmse kıyafetleri aşağı çekmeye değil, senaryoyu yukarı çekmeye çalışmalısınız.
M: Size giyinmek neyi ifade ediyor?
P: Giyinmek nasıl hissettiğinizle ve bunu nasıl yansıtmak istediğinizle ilgili bir durumdur. İletişim kurma sanatının bir formudur.
M: İmaj yaratmakla ilgili ne düşünyorsunuz? (Bu soru ne şimdi? Perakende Günleri'nde oturumdayız ya...)
P: (Cevabı dinlemedim bile ama şöyle bir şeyler yuvarladığını duyup yazmışım.) Kültürel bir reklam kutusudur.

Aralarda Obama ve McCain'in eşlerinin giyimiyle ilgili bir soru da soruldu ama onu not almadım bile, artık o kadar işlenmiş bir konu ki! Her dergide okuyor, görüyoruz zaten. Neyse ki Patricia orada esprili yaklaştı ve Cumhuriyetçilerin 2. adamı olan Sarah Palin'le ilgili bir kaç yorum yaparak ne kadar zavallı halde olduğuna göndermeler yaptı. Yola herhangi bir güneyli gibi çıkıp partisinin serüveni boyunca nasıl 150.000$ harcayıp bir şeye benzeyemediğinden bahsetti.

Bu kötü oturumdan sonra aklımdaki yegane soruyu sormak için yanına gittim.
FOSİ: Size iki yöne ayrılan bir sorum var. Ugly Betty'le ilgili. Betty'nin kıyafetleri pazardan alınmış gibi duruyor. Ancak biliyoruz ki hepsi marka parçalar; Chloé'ler, MJ'ler, vb.
İlk sorum markalardan tepki aldınız mı? O şahane kıyafetleri bu kadar çirkin göstermenize tepkileri ne oldu?
İkinci sorum bu diziye styling yaparken yaklaşımınızı farklılaştırmış olmanız gerekir. Yani SATC'yle aynı olması çok mümkün değil. Nasıl o kadar güzel ve sofistike parçalardan oluşan koleksiyonlara bakıp da bu kadar kötü kombinasyonlar yarabildiniz? Motivasyonunuz ne oldu?
P: Markaların tepki göstermesini ben de bekliyordum, beni öldürecekler sanıyordum ama aksine kıyafetlerinin görünüyor olması onlara yettiği için teşekkür edenler bile oldu. İkinci soruya gelince dizinin ilk sezonu NY'de çekildiği için styling'i ben yaptım. Sonra güneye indiler, ben ilgilenmedim. Şimdi yine NY'a döndü ve ben yapıyorum. Betty'nin bir moda dergisinde çalışıyor olmasına rağmen tarzı değişmedi, nedeni ise içinde hâlâ aynı kızı barındırıyor olması.

Bu yazıyı ancak bazı şeylerin büyüsü hiç bozulmamalı diyerek bitirebilirim. Benim Patricia Field'la ilgili hayallerim böyle hüsrana uğradı. Zaten artık bizi büyüleyebilen çok az şey varken ne diye gittim dinledim ki...

Not: Field'ın M&S koleksiyonuyla ilgili fikirlerimi de paylaşmadan bitirilmez bu yazı. Bir çok kişinin aksine ben koleksiyonla ilgili o kadar negatif düşünmüyorum. Çünkü tasarımlardan bazılar hayalini kurduklarımız ancak kaliteli kumaşlarla gerçeğe geçirilmediği için beklenen etkiyi sağlayamadılar. Aslında doğru aksesuarlarla hakettikleri mertebeye ulaşacaklarına inanıyorum. Benim favorim 4 parça var: straplez, vücuda oturan tulum, kırmızı güllerle bezeli siyah elbise, sırtı açık, siyah pullu mini elbise, parlak kumaştan gri mont.

Bu bir konteyner!!!

Bu bir konteyner

Bunlar konteynerler

Konteyneri anladık değil mi?

Peki bunun da adı konteyner!

Ünlü mimar - demek ayıp ama daha çok üstün tasarım yeteneği olan aynı zamanda yapılar da üreten varlık demek doğru olur - Zaha Hadid'in Chanel Modaevi'nin MobileArt projesi kapsamındaki gezici çağdaş sanat sergisi için tasarladığı konteyner. Evet tam adı bu: Chanel's Contemporary Art Container.

Hong Kong ve Tokyo'dan sonra New York Central Park'taki yerini aldı ve sergiyi 20 Ekim'de Elma'da açıyor olacak. Elma'yı Londra, Moskova, Paris takip edecek.

« Önceki ::
Online Surveys & Market Research