Cumartesi günkü Etcetura defilesini görmek için sabırsızlanıyordum. Ezra ve Tuba Çetin’in yakın zaman önce gazetelerde okuduğum martı konseptli defilesinin ufak bir bölümünü Fashion Lab'de seyredebilecektim. Tophane-i Amire'deki defilenin konsepti sanki bu defa lokasyonla daha iyi bir uyum sağlamıştı. Taş binanın taştan duvarları içinde otururken dev ekranlara yansıtılan Galata Kulesi’nin içinde hissediyordunuz kendinizi. Kulenin penceresinden dışarı bakan bir kız kendini boşluğa bırakıyordu, siz düşüyor sanarken bir martıya dönüşüp diğer martılara katılıyordu. Bu fikir bana Kuğu Gölü balesinden ilham alınmış gibi hissettirdi. Hikayeyi bilirsiniz, kötü büyücü prensesi bir kuğuya dönüştürür. Prenses ona gerçek aşkı sunacak prensi bulana dek sadece geceleri insan olacak, gündüzleri bir kuğuya dönüşmeye devam edecektir. Büyücü prensesi bir kulede tutar! Balenin çizgi filminde prenses sabahları pencereden kendini aşağı bırakır ve bırakmasıyla birlikte bir kuğuya dönüşür. Ben bu benzerliği bir kenara bırakıp büyülenmiş bir şekilde defileyi izlemeyi tercih ettim. Her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüştü. Ayakkabıların topuklarında, saç aksesuarlarında martı gagalarına göndermeler vardı, bembeyaz makyajlar ve saç tasarımları öyle baskındı ki bazı tasarımların önüne geçiyordu. Belki de biraz Balenciaga’yı biraz da Diesel’i anımsadığım için öyle düşündüm. Yine de beğenmediğimi söylemek yalan olurdu ama benim için özellikle triko ve işlenmiş deri tasarımların yeni kapılar açtığını söylemek zorundayım. Dediğim gibi makyaj öyle güçlüydü ki farkedebildiğim tek manken Ece Sükan oldu, daha sonra tuvalette makyajını çıkarırken rastladığım için tanıyabildiğim bir de Ahu Yağtu oldu. Fashion Lab'de seyredebildiğim 3 defile de (Ümit Ünal, Hatice Gökçe, Etcetura) doğru seçim yaptığımı gösterdi. Üçünün de büyülü dünyaları benim teatral tarzıma hitap ediyordu, belki de ondan. Belki Tophane-i Amire’nin taş duvarlarının da bu büyüye katkısı olmuştur. Belki defile aralarında dışarı çıktığımızda bizi camileri ve çeşmeleriyle karşılayan Tophane’nin de katkısı olmuştur. Bilmem ki...
Bu yazının NYC2IST'teki versiyonu ve daha fazla resim için tıklayın:









İstanbul Fashion Lab’den Notlar...- 2
İstanbul Fashion Lab'den ilk notlar
Bugün Tophane-i Amire'nin taş duvarları içinde bıçak bileyiciler ve darbukalar konuştu. Bıçak bileyicilerden yükselen tiz sesler Ümit Ünal, darbukacılardan yükselen sesler Hatice Gökçe defilesinin müzikleriydi. Her ikisi de müthiş birer hayal dünyasına sahip iki Türk modacı.
Ümit Ünal'ın tasarımları daha önce kuklalardan ilham almış koleksiyonunun çizgisini andırsa da daha dikkatli baktığınızda meşhur palyaço Pierrot'yu görmek mümkündü. Makyaj da bu ilhamdan nasibini almıştı.



Ancak sanırım Pierrot'yu gören tek ben vardım çünkü koleksiyonun hikayesi bambaşkaydı. Moirai adındaki 3 Kader Tanrıçası'nın hikayesiydi. Platformda defile sürerken yer alan 3 kadın bileyicilerden aldıkları makaslarla yerleri süpüren saçlarını tutam tutam kesiyorlardı. Her kesilen tutam bir insan hayatının sona erdiğini haber veriyordu...


Ümit Ünal'ın tasarımlarını Kanyon Designer's Corner'da bulabileceğiniz gibi Asmalımescit'teki atölyesinde de dokunabilirsiniz.




Sadece erkekler için tasarım yapan Hatice Gökçe'nin teması ilhamını Diyojen'den almıştı. Az önce bıçak bileyicilerinin durduğu platformda şimdi Listenbul grubu herkesin kanını kaynatan bir müzik yapıyordu. Bu koleksiyonda özgürlüğü, farkı ve cesareti aradığını söyleyen Gökçe aradığını bulmuş gibiydi: İnsan için vazgeçilmez olan, en kısıtlı yaşam koşullarında bile kendine yetmektir...Bağımsızlık ve mutluluğun kaynağı olan bilgelik budur.




Hatice Gökçe sadece erkekler için tasarım yaptığını düşünedursun ben kendim için bir pardesü ve bir triko beğendim bile.
Her iki modacıya da bu 2 defile için teşekkürler.
Marni'den Chloe'ye oradan da eve!
En favori markalarımdan biri Marni'dir. Bu yüzden tasarım atölyesinin başındaki Paulo Menim Andersson Chloe'ye geçtiği zaman üzülmediğimi söyleyemeyeceğim. Ama bu üzüntüm çok sürmedi çünkü Marni az çok çizgisini korumayı başarırken Chloe koleksiyonları Junior Marni olmaya başlamıştı. Paulo'nun Chloe'yi A kesin elbiselerden kurtarmış olmasına üzülmem imkansız ama 2. bir Marni'ye kimsenin ihtiyacı yoktu ki.
Bunu Chloe de anladı sanırım ve Paulo'ya hasta la vista dediler. Yerine Hannah MacGibbon geldi. Hannh daha önce Phoebe Philo ve Paulo'nun ekibindeydi.
Bakalım Chloe için neler yapacak. Yakın zamana kadar yükselişte olan bir markayı duraksama döneminden Lale Devri'ne taşıyabilecek mi? Çok merak ediyorum çünkü Chloe'yi de çok beğeniyorum.
McQueen'in Chopine'leri...Nasıl yani??
Chopine: 1500'lü yılların ortasında ortaya çıkan topuklu ayakkabılar. Aslında bunlar ayakkabıdan çok platforma benziyordu. Ahşaptan yapılan hamam terliklerini düşünün, şimdi bunların başına ve sonuna ya da tam ortasına 50cm’ye kadar uzanabilen yine ahşaptan kaideler düşünün. İşte Chopine buydu ve üstünde yürümek için en az iki hizmetkarın size yardım etmesi gerekiyordu. Dolayısıyla buradan ne anlıyoruz? Chopine giymek zenginlere özel bir durumdu. İşçi sınıfının böyle bir giyim tarzına parası yetmiyordu. Kösele 15.yüzyılın sonlarında keşfedilene kadar Chopineler kadar yüksek topuklu ayakkabı yapmak mümkün değildi, çünkü ayak tabanı desteksiz kalıyordu. Peki 2008 İlkbahar/Yaz sezonunda kim Chopineler'den ilham aldı? Alexander McQueen. Yani Chopine giymek yine zenginlere özel bir durum olacak. :)




Yeni sezonda Zara
Zara'dan vazgeçmek imkansız.
İlk sıradaki neden, trend parçalarına uygun fiyata sahip olmamıza fırsat tanıması.
İkinci sıradaki nedense, hayatta sahip olamayacağımız tasarımlara sahip olmamızı sağlaması.
Zara benim için modaya demokrasiyi getiren marka.
Sözü fazla uzatmayacağım. Bugün Zara'daydım. Henüz bütün mallar gelmemişti, dükkanın yarısı indirimli ürünlerle doluydu ama gelen parçalar içinde biri vardır ki Gucci 2008 İlkbahar/yaz defilesinde gördüğüm an benim olmalı demiştim. Aynısı karşımda duruyordu. Siyah beyaz kareli kalem pantolon hemen alındı.

Bir köşede de geçtiğimiz sezonun CL bootielerinin bir benzeri duruyordu. Daha alçak topuklu, camel rengi süet ve burnu açık botların 40'ı her zamanki gibi olmadı. 41'i de her zamanki gibi yoktu.

Daha neler vardı da, tüm sezonun gelmesini beklemeye karar verildi. Uslu duruldu.